sanatsal çalıştık.
Ama Umut Sarıkaya yerine Pucca‘nın olduğu bir Uykusuz ne bok oluyor acaba?
Pucca ne yazacak yani? Ne çizecek abi. Bence çizmeyecektir. Çizmeyecekse ne bok yiyecek?
Abi Pucca diyoruz burda. O kim ki? Bu kadar saygısızlaştım ama, Pucca Uykusuz için kim oluyor?
Umut Sarıkaya yerine hem de.
Şok falan geçiriyorum.
Başka birilerinin dediği gibi,
pucca’nın umut sarıkaya’nın yerine yazdığı bir dünyaya boşalmam bile amına koyim.
çok iyi de demiş, çok güzel de demiş.
28 Eylül 2009 Pazartesi günü başlayan macera bugün, 20 Haziran 2011 Pazartesi günü bitti. 2 sezon ekranların karşısına çiviledi bizleri. Size birşey söyleyeyim mi? İzlerken hiç sıkılmadım, hiçbir zaman! Diziyi benimsememi tabii ki Kenan İmirzalıoğlu sağladı. Yani baktım, EZEL diye bir dizi başlıyor. Başrol oyuncusu kim? Kenan. Tamam dedim izlenir bu. Velhasıl kelam dizi başladı. Senaryosu gereği flashbacklerin olması gerek bir diziydi. O yüzden ilk bir kaç bölüm kimse yadırgamadı. Sonra inanılmaz zeka oyunları başladı. Tam anlamıyla ‘karman çorman’ oldu dizi. Bir yandan inanılmaz oyunlar, bir yandan flashbackler. İzleyenler burda bi yoruldu. Çoğu bıraktı izlemeyi. O küçük beyinlerini Arka Sokaklar’ı izlemek için yordular. Biz, yani kalanlar evet itiraf edelim başlarda zorlandık. Ama sonra alıştık, sevdikçe sevdik. Bak birşey daha, bu dizi benim ufkumu genişletti. Valla lan! Sonraları o kadar alışmıştım ki, birazdan neler olacağını tahmin ediyordum. Haftaya neler olacağını tahmin ediyordum. O değil, bu alışkanlığım beni diğer dizileri yorumlamamı bile sağlıyordu. Hiç izlemediğim bir dizi mesela, oturayım yarım saat izliyeyim anneme diyordum bak birazdan şöyle birşey olur. İnan bana oluyordu haha inan bana! Neyse,
Bahar’ın ölümüne kadar öyle böyle alıştığımız tempoyla gitti dizi. Sonra bi adam çıktı, Kenan Birkan! Ya neden bilmiyorum ama ben bu dizideki kötü adamları çok sevdim ya. Kenan olsun, Cengiz olsun ki Cengiz öldüğünde bi acaip oldum. Gelicem oraya da… Öyle bildiğimiz şeyleri de söylemek istemiyorum ama bi özet geçelim. Kenan Birkan, iyi kötü adam. Ramiz’in en yakın arkadaşı, en büyük düşmanı falan filan… Bahar ölür, bu bölümlerde adamım Kerrpeten Ali’yle Ezel arasında yakınlaşmalar başlar. Sonra intikam yavaş yavaş biter. Ezel affeder, kimini def eder. Çok kayıp verirler, çok şey öğrenirler. Çok üzülürler, çok sevinirler. Herşeyin sonunda, ‘mükemmel’ bir planla büyük düşmanları Kenan Birkan’ı yine eski dostlar öldürmeyi başarır. Eyşan, Ali ve Ezel tamamdır. Ama unuttukları bişey, biri vardır o da; Cengiz Atay! Rahat durmaz, oyunu bozar. Yine yapar Cengiz’liğini ve Eyşan’ı öldürür. Süreçleri anlatmıyorum zaten uzadı da uzadı yazı.
Geldik final bölümüne. ‘Son Oyun‘a… Kerrpeten abiyle başlamak istiyorum. Ya adam her “abimm” değişinde içim bi acaip oldu. “-geldim abimm! tamam burdayım ben. geldimm, geldim abim bak burdayım!” Müthişti… Sonra Mümtaz amca, Meliha teyze. Dizinin başından beri ısınamamıştım Meliha teyzeye, Mümtaz amcayı da çok sevdiğim söylenemezdi. Ama finalde Mümtaz’ın Ezel’i koruyuşu, kollayışı alkışlattı kendini. Kezza Meliha teyzenin de delilikten bi anlıkta olsa da kurtulup o “helal olsun anneemmm!” deyişi kadına karşı olan antipatimi bi anda bitirdi. Gelelim Cengiz’e. Ahh Cengiz… Cengiz Atay en sevdiğim karakterler arasında ilk 5’de. Aklımdan geçiriyorum, tamam diyorum ölsün bu adam neler yaptı ölsün artık ölsüün! sonra dur dur dur dur diyorum ölmesin ya ölmesin. Ölmesiinnn! Son köprüdeki kapışma sahnelerinde dedim kesin Cengiz aşağı düşücek burdan. Ölecekse bile böyle ölmesin ya dedim. Kafasına sıksınlar dedım ama dediğim gibi olmadı. Olsun… Ve o adam da sıra. Ezel Bayraktar! Ya af edersiniz ama aklıyla sikertir bu adam alayını, alayımızı. Müthiş derece de zeki, inanılmaz güçlü, dur durak bilmeyen biri o… Eyşan, Bade, Azad ve Şebnem hakkında pek birşey söylemeyeceğim. Hepsini seviyorum. Ama en az Eyşan’ı seviyorum hehe.
Ben EZEL dizisinde emeği geçen herkese ama herkese çok çok çok teşekkür ediyorum. Bizi 2 sezon böyle müthiş beyin fırtınalarına zerk ettikleri için. Oyunculara teşekkür ediyorum bize o duyguları sonuna kadar aktardıkları için. Özellikle Kenan İmirzalıoğlu, anlından akan ter işini ne kadar iyi yaptığının bir göstergesi. Adamın ağlaması 15-20 saniyeden uzun sürünce benim gözler doluyor, o derece. Barış Falay, inanılmaz iyi bir oyuncu. Yiğit Özşener, çok çok çok sevdiğim bir oyuncu. Tabii ki bu ustaları bu adamları değerlendirmek benim zerre haddim değil ama naçizane yorumlarım bunlar. Bu üç adamı bi araya getirip hepsine ayrı ayrı sarılmak istiyorum! Harikalar… Hee, eklemeyi unuttuğum birşey; son tren sahnesi. Bütün oyuncuları orda görünce içim kıpır kıpır oldu. Kamera geriledi ve Ramiz Dayımıza geldi. Yemin ederim ayağa kalktım ve “helal olsun be!!” diyerek alkışladım… En son kısımda Can’a kapıyı açan kişi ise herkes nasıl yorumluyorsa ve “şudur!” diyorsa o’dur. Tamamen yoruma açık bir son yani. EZEL gibi bir dizinin finali de böyle olmalıydı zaten. Bravo…

Son olarak bişey daha söylemek istiyorum, ya bu Lost çok bozdu, acaip bozdu öyle böyle değil yani. Baya bozdu, inanılmaz bozdu Lost. Önünü alamadık öyle kötü bozdu yani. Bozdu bozdu bozdu, bir yerden sonra bozmaz diye bekledik daha da bozdu. Artık inanamadık bozdu bozdu gitti yani. Ben bir yerde duracak bunun bozulması dedim amaaaa, gene bozdu.
Bu akşam ki programımızı da; her zaman olduğu gibi montana çetesine, hayatı ve kadınları öğrendiğimiz ve hâla öğrenmekte olduğumuz kadıköy sokaklarına ve şehrin bütün kötü çocuklarına adadık. Burda, sizinle sabaha kadar olmak isterdik ama takdir edersiniz ki değerli dinleyenler, bizim de bi seks hayatımız var. İyi geceler sayın dinleyenler, tabii eğer böyle birşey mümkünse…
-Sevgili Yalovalılar… Yedi yedi daha ne eder?
-On döört!!
-Hayır… Yedi yedi daha ne eder?
-Kırk...
- Ta’m e guilass, Abbas Kiarostami, 1997.
Yunanistan’da küçük bir sahil kasabasına zengin bir turist gelir. Bir otele girer....